Hepimizin derdi yeni bir yaşam

Ülkenin dört bir yanında yaşayan göçmenler, iktidar için yalnızca siyasi bir koz. Oysa Afganlar büyük umutla geldikleri Türkiye’de güvencesizliğin kıyısında en ağır işlerde çalışıyor. Onlar kentin hayaletleri.

Hepimizin derdi yeni bir yaşam

YAREN ÇOLAK

Türkiye, dünyanın en fazla “düzensiz göçmen” alan ülkelerden biri. Burası, onların Avrupa hayali için geldiği bir durak, aynı zamanda da bir nevi umudun kapısı… 6 Nisan’da AB Konseyi Başkanı Michel ile AB Komisyonu Başkanı Leyen’ın Türkiye ziyareti öncesi göçmen kartını açan İçişleri Bakanı Soylu’nun verdiği bilgilere göre, ülkede 3 milyon 664 bin 873 Suriyeli sığınmacı var. Türkiye’ye en fazla “düzensiz göçün” yapıldığı ülkelerin başında ise Afganistan geliyor. Pakistan, Irak, İran, Suriye gibi ülkelerdeki iç karışıklıklar nedeniyle ülkedeki sığınmacı sayısı her geçen gün artıyor. Sığınmacılar, Avrupa’ya gidebilmek için önce Türkiye’ye geliyorlar. Çıktıkları bu göç yolunda da ya yaşamlarını ya da paralarını kaybediyorlar.

Göç Araştırmaları Derneği’nin hazırladığı “İstanbul’un Hayaletleri: Güvencesizliğin kıyısında Afganlar” başlıklı rapora göre, Afganlar mega kent İstanbul’da görünmez şekilde yaşıyorlar. Ağır çalışma şartlarına maruz kalıyor, legal statüden yoksun şekilde hayatlarını sürdürüyorlar. “İstanbul’un hayaletleri” çoğunlukla tekstil gibi sektörlerde güvencesiz ve düşük maaşla uzun saatler çalışıyor.

Göçmenler, AKP iktidarı için ise yalnızca siyasi bir koz. Bu, geçen yıl Türkiye ile AB arasında yaşanan anlaşmazlık nedeniyle iktidarın sınır kapılarını göçmenlere açtığını duyurmasıyla bir kez daha açığa çıktı. Ancak bu esnada Edirne’nin Yunanistan’a açılan Pazarkule Sınır Kapısı’ndan Avrupa’ya geçmek isteyen göçmenler, bir kez daha “umut mağduru” oldu. Yaklaşık bir ay önünde bekledikleri sınır kapısını geçemeyen mülteciler, hayal kırıklığıyla İstanbul’a geri döndü. Umutlarıyla beraber kaybettikleri ev ve işlerini geri kazanabilmek için yeniden işe koyulan Afgan aileler, yaşadıklarını BirGün’e anlattı.

DÖNDÜĞÜMÜZDE HİÇBİR ŞEYİMİZ YOKTU

İstanbul Zeytinburnu’nda ilk olarak Afgan Rahman Muhammadiyan ile buluşuyorum. Muhammadiyan ile kalabalık bir apartman dairesinin kapısını çalıyoruz. Ardından Rahman Muhammadiyan’ın yardımıyla 2+1 olduğunu öğrendiğim apartman dairesinde birlikte yaşayan 3 Afgan aile ile sohbete başlıyoruz. Onlar dertlerini kendi dillerinde anlatıyor, Muhammadiyan Türkçeye çeviriyor. Küçücük bir evde birlikte yaşan 15 ‘kimliksizin’ hikâyesine tanık oluyorum.

ZEYTİNBURNU’NA DÖNDÜK ZORLUK ÇEKTİK

Sınırı geçebilme umuduyla her şeylerini geride bırakarak yola çıktıklarını aktaran Bibi Shirin, “Çoluk çocuk Edirne’ye sınır kapısına gittik. Günlerce orada bekledik ancak geçemedik. Çocuklarla beraber Zeytinburnu’na geri döndük. Çok zorluk çektik. Her şeyimizi sattık. Bazılarını da öylece bırakıp gittik. Döndüğümüzde hiçbir şeyimiz yoktu. O yüzden de şimdi burada üç aile birlikte yaşıyoruz” diyor. Daha önce de kaçakçılar tarafından dolandırıldıklarını kaydeden Bibi Shirin, sözlerine şöyle devam ediyor: “Telefonumuzu ve paramızı aldılar. Kişi başı 5 bin avro ödedik. Ancak dolandırıldık. Ülkemizde savaş olduğu için buradayız. Ama burada da iş yok, okul yok, ev yok… Çalışıp biriktirdiğimiz tüm parayı kaybettik. Tek isteğim çocuklarım okula gidebilsin ve bir kimliğimiz olsun. Her şey çocuklarım için.”

Eğitim, sağlık, seyahat etme gibi haklardan mahrum yaşadıklarının altını çizen Sharife ise şu ifadeleri kullanıyor: “Ev 2+1. Üç aile birlikte yaşıyoruz önümüzdeki günlerde bir aile daha gelecek. Şu an evde toplamda 15 kişiyiz. Kimliğimiz yok. Çocuklarımız okula gidemiyor. Evdeki arkadaşımız hamile ama hastaneye gidemiyor. Bizi hastaneye almıyorlar. Ben fizik mezunuyum Esmetullah da doktor. Biz ülkemizde okuduk. Ancak çocuklarım burada okula bile gidemiyor. O yüzden buradan gitmeye mecburuz.”

HER ŞEYİMİZİ KAYBETTİK SONRA YAKALANDIK

Düşük maaşlarla uzun saatler çalıştıklarının altını çizen Esmetullah ise “Ben normalde doktorum” diyor ve ekliyor: “Ancak burada tekstil gibi sektörlerde çalışıyoruz. O bile zor. İşe başlamak istesek bile dil bilmiyoruz diye bulamıyoruz. Kısacası para da iş de yok. O yüzden birkaç aile birlikte yaşıyoruz ki kirayı bölüşelim. Biz de geçen yıl Edirne’ye sınıra gittik. Günlerce orada bekledik. Paramız işimiz ne varsa kaybettik. Daha sonra orada yakalandık ve Tuzla’daki kampa götürüldük. Tuzla’daki kampta yüzlerce kişi var. Hepimizin de derdi aynı. Savaştan kaçmak ve yeni bir hayat kurmak.”

Neden BirGün?

Bağımsız bir gazete olarak amacımız, insanlara hakikati ulaştırarak ülkede gerçek bir demokrasi ve özgürlük ortamının yeşermesine katkı sunmak. Bu nedenle abonelikten elde ettiğimiz geliri, daha iyi bir gazeteciliği hayata geçirmek, okurlarımızın daha nitelikli ve güvenilir bir zemin üzerinden bilgiyle buluşmasını sağlamak için kullanıyoruz. Çünkü banka hesabını şişirmek zorunda olduğumuz bir patronumuz yok; iyi ki de yok.

Bundan sonra da yolumuza aynı sorumluluk bilinciyle devam edeceğiz.

Bu yolculukta bize katılmak ve bir gün habersiz kalmamak için
Bugün BirGün’e Abone Ol.

BirGün; seninle güçlü, seninle özgür!

BirGün’e Destek Ol

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir