Türkiye’nin yeni ekonomi politikası nasıl olacak? Ortodoks Ekonomi nedir?

Hazine ve Maliye Bakanlığına Mehmet Şimşek’in, Merkez Bankası Başkanlığına ise Hafize Gaye Erkan’ın getirilmesi, ‘Türkiye Ortodoks ekonomi politikalarına’ mı dönüyor? tartışmalarını da beraberinde getirdi. Peki bu tartışmalar ne anlama geliyor? Ortodoks ve Heterodoks ekonomi politikaları nedir? Kısa ve orta vadede Mehmet Şimşek ve Hafize Gaye Erkan isimleri ekonomiye nasıl etki edecekler? Bu tartışmaları Dr. Nurettin Kalkan’a sorduk. Mehmet Şimşek’in kısa vadede Türkiye’nin uluslararası kredibilitesini toparlayabileceğini ifade eden Kalkan, “Kendisine rahat ve bağımsız çalışma imkanı sağlanırsa, ekibiyle birlikte en azından kısa vadede Türkiye’nin aşınan uluslararası kredibilitesini bir miktar toparlayabilir.” dedi.

İşte Dr. Nurettin Kalkan’ın Patronlar Dünyası’na açıklamaları…

TÜRKİYE BUNDAN SONRA NASIL BİR EKONOMİK YOL HARİTASI BELİRLEYECEK?

Öncelikle Türkiye’nin 2018-2023 yılları arasında takip ettiği ekonomi politikalarını Heterodoks iktisat adı altında tanımlamanın doğru olmadığını vurgulamak gerekir. Bu periyot iktidarın bazen Ortodoksiye bazense Heterodoksiye referans vererek sarpa saran ekonomiyi kamufle etmeye çalıştığı bir keyfilik dönemi idi. Dolayısıyla söz konusu yıllar arasında Türkiye’nin takip ettiği bir iktisadî yol haritası da esasen bulunmamaktaydı.Tıpkı bir dönem dış politikadaki başarısızlığa kılıf olarak sunulan değerli yalnızlık argümanı misali ekonomideki açık başarısızlığa da fiyakalı bir isim koymak ve böylelikle en azından kamuoyunu bir süre oyalamak gerekiyordu. Bu süre zarfında da Türkiye Ekonomi Modeli ve Yeni Ekonomi Modeli gibi isimler konuldu.

“PİYASA EKONOMİSİNE SOPA VURMAK YEŞİL DEV HULK’A VURMAYA BENZER”

İktidarlar, devlet sopasıyla bürokrasi ve siyaseti hizaya çekebilir. Piyasa ekonomisine ise son tahlilde hiçbir şey yapamaz çünkü piyasa ekonomisine sopa vurmak yeşil dev Hulk’a vurmaya benzer, yalnızca öfkesini ve tahribat gücünü arttırır. Günün sonunda piyasanın ve rasyonalitenin üstünlüğü büyük bir acı çekilerek kabul edilir. İşte Türkiye’nin iktisaden geldiği yer tam da burasıdır.

“MEHMET ŞİMŞEK BU GERÇEĞİ İKRAR ETTİ”

Nitekim Hazine ve Maliye Bakanlığına getirilen Mehmet Şimşek’in, görevi devralırken yaptığı konuşmada “Türkiye’nin rasyonel bir zemine dönme dışında bir seçeceği kalmamıştır” diyerek bu gerçeği ikrar etti. Sn. Şimşek’in de dediği gibi Türkiye’nin iktisaden alternatif yahut kestirme bir yolu bulunmamakta. Daha doğrusu bu tür maceralara savrulmasına imkan verecek cephanesi tükendi. Meseleye politik-ekonomi penceresinden bakıldığında ise AK Parti’nin büyükşehirler özelinde ciddi bir irtifa kaybettiği gözlemlenmekte. İktidar 2017 yılından beri -2018 Haziran seçimleri hariç- büyükşehirlerde muhalefet blokuna üstünlük kuramıyor. En temel insanî gereksinimlerin başında gelen barınma ihtiyacı özellikle büyükşehirlerde artık bir lüks.

“MASLOW’UN İHTİYAÇLAR HİYERARŞİSİNİN DİBİNDEN ÇIKACAK TAKETLERİ YOK”

İstanbul, Ankara ve İzmir’de yaşayan dar gelirli bireylerin, Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinin dibinden çıkacak takatleri yok. Bu yüzden iktidar, hem 2024 yerel seçimlerinden zaferle ayrılabilmek hem de toplumsal meşruiyetini daha da pekiştirmek için büyükşehirlerde mukim orta sınıf seçmenin muhatap olduğu problemlere eğilmek zorunda. Üstelik enflasyon oranı ve CDS risk primi gibi makro ekonomik göstergelere bakıldığında da Türkiye’nin Ortodoks politikalara ağırlık veren, rasyonel bir ekonomi modelini tercih etmekten başkaca bir seçeneğinin kalmadığı pekala söylenebilir.

“TAHRİBATIN TADİLAT EVRESİ SANILDIĞI KADAR KOLAY OLMAZ”

Aslında buradaki temel sorun Türkiye’nin rasyonel bir yol haritasını seçip seçmemesi değildir. Sorun, Türkiye’nin rasyonel yolu tercih etmesi hâlinde bunu uygulayacak kurumsal kapasitesinin kalıp kalmadığıdır. Devletin kurumsal kapasitesinin uzunca bir süredir örselenmesi, ivedilikle uygulanması gereken yapısal reformların ihmal edilmesi, liyakatsizliğin yerleşik hâle gelmesi gibi defolar irrasyonellikten rasyonelliğe geçişteki ciddi engellerdir. Bu handikapların yarattığı tahribatın giderilip tadilat evresinin başlaması sanıldığı kadar kolay olmaz.

KISA VE ORTA VADEDE MEHMET ŞİMŞEK VE HAFİZE GAYE ERKAN İSİMLERİ EKONOMİYE NASIL ETKİ EDECEKLER?

Evvela Mehmet Şimşek ve Hafize Gaye Erkan isimlerinin ekonomiye ne kısa ne orta ne de uzun vadede hiçbir müspet tesirinin olmayacağını iddia eden görüşle başlayalım. Bu argümanın iki temel gerekçesi var. İlk olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2024 yerel seçimlerini kazanmak adına popülizm kartına başvurmaktan geri durmayacağı söyleniyor. Ben buna tam anlamıyla katılmıyorum çünkü 2024’te Erdoğan’ın, karşısına 2023’te olduğu gibi yekpare bir muhalif blok çıkmayabilir. Şu sıralar CHP’de süren çekişmeyi, İYİ Parti’deki muammayı ve HDP’deki muğlaklığı unutmamak lazım. Dahası yerel seçimler doğaları gereği merkezî hükûmetten ziyade müstakil adayların icraatları ve vaatleriyle ön plana çıktığı seçimlerdir. Hâliyle iktidarın güç bela ayakta duran ekonomiyi daha da zora sokacak vaatlerde bulunması zayıf bir ihtimaldir.

İkinci olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Mehmet Şimşek’e özerk alan açmayacağı, açmış olsa bile günün sonunda kendi tezlerini dikte etmekten çekinmeyeceği dile getiriliyor. Erdoğan’ın son yıllardaki söylem ve eylemlerine bakıldığında bu endişeyi peşinen tekzip etmek güç. Ancak burada Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın mizacına dair bir ayrıntı gözden kaçırılıyor.

“ERDOĞAN ISRARCILIĞIN YANINDA PRAGMATİZMİ DE BÜNYESİNDE BARINDIRIYOR”

Erdoğan zamana yayılan bir ısrarcılığın yanında ana tesir edebilen bir pragmatizmi de bünyesinde barındırıyor. Gerektiğinde “kırmızı çizgi” olarak kodladığı, “vazgeçmem” dediği meselelerden rahatlıkla feragat edebilecek bir siyasetçi Erdoğan. Mamafih Erdoğan’ın eylemlerindeki tek belirleyici unsur asla tutarlılık kaygısı değil. Özellikle faiz konusunda da pekala geri adım atabilir. Diğer taraftan ise Mehmet Şimşek’in de tumturaklı sözlerle ikna olacak bir teknokrat olmadığı malum. Kuvvetle muhtemel seleflerinin akıbetlerini hatırında tutup belli özel şartlar dahilinde Cumhurbaşkanı Erdoğan ile bir mutabakata varmıştır.

Şimşek’in ve Merkez Bankası Başkanı Hafize Gaye Erkan’ın karşılaşacağı en büyük zorluk, rekabetçi otoriter rejimlerde sıklıkla görülen, dar bir zümrenin kontrolü altındaki rant ve patronaj ağlarına ilişkindir. İktidarın meşru koalisyon/ittifak ortakları arasında yer almamasına rağmen bu zümrenin nüfuz alanları meşru aktörlerden çok daha geniş ve kesif olabilir. Şimşek’in tatbik etmeyi planladığı rasyonel politikaların, söz konusu grupların patronaj bariyerlerine takılıp takılmayacağı ise henüz muğlaktır.

“KISA VADEDE KREDİBİLİTE BİR MİKTAR TOPARLAYABİLİR”

Bütün bu risklere karşın Mehmet Şimşek, bütçe disiplinine, kurumsal bağımsızlığa yapısal reformlara ve rasyonel politikalara olan inancıyla tanınan bir isim. Kendisine rahat ve bağımsız çalışma imkanı sağlanırsa, ekibiyle birlikte en azından kısa vadede Türkiye’nin aşınan uluslararası kredibilitesini bir miktar toparlayabilir.

ORTODOKS VE HETERODOKS EKONOMİ POLİTİKALARI NE DEMEKTİR?

“Düz”, “doğru” anlamlarına gelen Yunanca menşeli orthos ile “inanç”, “öğreti” ve “düşünce” ifadelerini karşılayan doksa kelimelerinin birleşiminden müteşekkil Ortodoks kavramı, geleneksel görüşlere uygun düşen, dogmalara bağlı, katı kuralcı gibi manaları taşımaktadır. Sosyal bilimler arasında ortodoks anlayışın en güçlü olduğu disiplin iktisattır. Zira diğer sosyal bilim disiplinlerinde rastlanılmayan yahut cılız bulunan pozitif bilim karakteri, iktisadın bir veçhesinde vardır. Diğer bir deyişle iktisat sadece insan ilişkilerini konu alan teorileri değil, aynı zamanda da gözlemlenen, ölçülen, tekrarlanan olay ve olguları da kapsayan normatif bir muhtevaya sahiptir. Bu muhteva epistemolojik açıdan aksiyomatik bir değer taşır. Yani birtakım iktisadî kuralların, teorilerin ve görüşlerin doğruluklarının tartışılması bile abestir çünkü tüm bu ekonomik öğretilerin evrensel geçerlilikleri çoktan sağlanmıştır. İşte Ortodoks iktisat anlayışı, ekonomi politikalarını bu normlar doğrultusunda tayin eder ve kendi geleneğini asla tartıştırmaz.

“ORTODOKS TABİRİ NEO-KLASİK İKTİSADIN GENEL KABUL GÖRMÜŞ PARADİGMASIDIR?”

Aslında Ortodoks iktisat tabiri, neo-klasik iktisadın genel kabul görmüş paradigması ve bu paradigma çerçevesinde geliştirilen yaklaşımlar için kullanılmaktadır. Ana akım neo-klasik iktisadî çizginin mutlak tini ise serbest piyasadır. Neo-klasik ya da günümüzde kullanılan tabirle Ortodoks ekol, para ve maliye politikalarını oluştururken eksenini serbest piyasa sistemine göre ayarlar. Örneğin “faizi sebep, enflasyonu sonuç” olarak takdim eden bir iktisadî önerme, Ortodoks anlayışın nezdinde hükümsüzdür. Ayrıca “hangi mal ve hizmet ne kadar ve nasıl üretilecek?”, “kim için üretilecek?”, “üretilen ürün bireyler arasında nasıl paylaşılacak?” gibi ekonominin temel sorulara verilecek yanıtların adresi de olarak piyasa sistemini gösterir.

“ORTODOKS EKONOMİ POLİTİKALARI HAYAL EDİLENİ DEĞİL UYGULANABİLİR OLANI YEĞLER”

Ortodoks ekonomi politikaları, yapılması gereken yapılabilir olana işaret eder mottosundan hareketle hayal edilenden ziyade uygulanabilir olanı yeğler. Ortodoks politikalar, serbest kurun geçerli olduğu, yani kurun devlet tahakkümünden azade piyasada serbestçe dalgalandığı bir iktisadî düzeni esas alır. Buna göre, dövize müdahale için rezervlerinin satılması, bireylerin dövize erişimlerinin kısıtlanması ve vatandaşların döviz bozdurmaya teşvik edilmesi gibi usuller kabul görmez. Çeşitli ve rasyonel araçlarıyla -faiz artırımı gibi- merkez bankasının kuru yönlendirmesi tercih edilir.

“ENFLASYONLA MÜCADELE İÇİN PARA POLİTİKASI ARAÇLARININ SERBESTÇE KULLANIMI ÖNE ÇIKAR”

Enflasyonla mücadele için ise fiyat sabitleme yahut narh koyma gibi metotlar yerine para politikası araçlarının serbestçe kullanımı öne çıkar. Özetle Ortodoks iktisadî anlayış, ne imece usulüyle dövizi ne de zabıta sopasıyla enflasyonu düşürmeye çalışır.

Yukarıda ana hatları özetlenen Ortodoks paradigmanın dışında kalan iktisadî politikalar ise Heterodoks yaklaşım olarak adlandırılmaktadır. Heterodoks İktisat okulları arasında farklılıklar olmasına rağmen bu anlayış genel olarak iktisat biliminin, sosyolojik, politik, psikolojik ve antropolojik vasıflar kuşanmasını da önemsemektedir. Heterodoks ekonomi, iktisadî Ortodoksinin reddinin ötesinde, iktisat biliminin anlaşılabilmesinin salt birey odaklı ve rasyonel bir perspektifle mümkün olmadığında ısrarcıdır. Zira insan eylemleri toplumsaldır ve muhtelif alışkanlıklar, rutinler, âdetler ve inançlar tarafından yönlendirilmektedir. İktisadî sistemlerin ise toplumların bu karmaşık yapısını göz önünde bulundurması gerekmektedir.

“HETERODOKS EKONOMİ ORTODOKS İKTİSADIN KURUMSALLIĞINA KARŞI DURUMSAL BİR BAŞKALDIRIDIR”

Başka bir ifadeyle Heterodoks ekonomi kavrayışı, Ortodoks iktisadın kurumsallığına karşı durumsal bir başkaldırıdır ve iktisat biliminin mücavir alanını genişletme arayışındadır. İktisadı makro ve mikro olmak üzere iki temel kategoriye ayıran Ortodoks teorinin aksine, Heterodoks ekonomi iktisadî faaliyet üzerinde tesiri olan bütün değişkenlere odaklanır. Ortodoks bakış, iktisadî davranışları belirli kurumsal yapılar dahilinde tahlil ederken, Heterodoks iktisat bu yapıların tarihsel süreç analizini inceler. Heterodoks düşünce, iktisadî amaç ve öncelik bakımından da Ortodoksiden ayrışır. İstatistikî göstergelere, büyüme kavramına şüpheyle yaklaşır ve piyasa ekonomisini tabulaştırmaz. İktisat, bölüşümü daha adil gerçekleştirmenin yollarını bulmaya da mesai harcamalıdır. Öte yandan üretim yapısının, Dünya’nın imkan ve şartlarına uygun ve ekolojik tahribatı asgarî seviyeye indirecek bir biçimde tesis edilmesi gerektiğini öne sürer.

HETERODOKS EKONOMİ PİYASAYA MÜDAHALEYİ TEŞVİK EDER

Neo-klasik iktisadî paradigmanın asla müsamaha göstermediği ve adeta ekonomik bir cinnet hâli olarak gördüğü piyasaya müdahale konusu, Heterodoks anlayışın cevaz verdiği, hatta bazen toplumsal fayda adına teşvik ettiği hususlardan biridir. Bu meyanda bir parantez açmakta yarar var. Günümüzde Heterodoks ve Ortodoks ekonomi anlayışları arasında kavramsal bir becayişin, geçişkenliğin varlığından söz etmek mümkündür. Heterodoks iktisadın en önemli ekollerinden biri olan Keynesyen modelle birlikte devletin gerektiğinde piyasaya kısmî müdahalesi Ortodoks ekonomi tarafından da kabul görmüştür. Keza dünyada da bu iki yaklaşımdan birini başlı başına tatbik eden bir ülke neredeyse yok gibidir. Gerek ekonomik gerekse siyasî anlamda liberal demokrasinin temsilcisi konumunda olan ülkeler dahi ağırlıklı olarak Ortodoks politikaları benimsemelerine rağmen yer yer Heterodoks politikaları da uygulamaktadırlar.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir